Kaplumbağalarda Uçar

Film kampım devam ediyor..”Kaplumbağalarda Uçar” dram ve savaş içerikli bir iran filmi. Irak’ta savaştan sonra çekilen ilk film. Bu filmde bazı sahneler belki gerçek değil ama ona müsavi şeyler yaşanıyor bu dünyada. Yönetmen ve senaristte bunları kısıtlı, sakin bir temayla işlemişler. Yine çocukların yoğunlukla sahnede olduğu bir filmdi. zaten onların gözüyle savaş anlatılıyor.
Kritiğini izleyenlere bırakıyorum. .
Slumdog Millionaire




Bu fotoğrafları gördüğümden beridir filmi izlemeyi aklıma koymuştum. İyiki de koymuşum. Neredeyse hiç müstehcen sahnesi olmayan, kafanızı gözünüzü biyerlere sokma ihtiyacı hissetmeden izleyebileceğiniz güzel bir film:) ben özellikle çocukların olduğu trajikomik sahneleri sevdim. Samimi, hint kültürünü konu alan, iddiasız şâşâsız. Dram romantik ve suç içerikli. Bana karpuz kapuğundan gemiler yapmak filmini anımsattı..kendileri bir kaç dalda da oscar almış. çok iyi değil, ama iyi. izleyin
Isırmak

Fotoğraf: Umre
Yer: Mihrimah Sultan Camii
Susmak ısırabilir işte. Susmanın olgun meyve lezzeti vardır. İnsanı sükut tadında düşünmek. Ama önce sükûtû bilmeli insan. Derin sükût, ölü vücutta gizlidir. Öyle mânâlı bir sükûtturki o, boşa harcanmış ömrün ilk faydalı şeyini çeneler. Düşünün artık kelimeler yoktur. İşte sükûtu, tekamülün son merhalesine anlatan bu olgun sükûtu ancak ölü etin soğuk sertliğinde ısırırsınız. Size ne demezler ki, zaten bilmez misiniz anlamak isteyene neler söylemezler?
(Bahaeddin Özkişi, “Göç Zamanı” kitabından)
Tasavvuf ve Nakşibendilik

Hiçkimse bildiği birşeyi tahkik seviyesine ulaştırmadan bilmiş olmaz.
Kelama bakın, hadise bakın, hepsi bilgiyle alakalı fakat tasavvuf, suf, yani bilme yok, bilmeyle alakalı değil. “Yaşamayı billmekten öte tutanların gittiği yol.”
Kafamız karışmasın, bilmek ayrı tasavvuf ayrı değil. Osmanlı da tasavvuf, ilme talib olanların gittiği yol.
Zata süluk etmeyi gaye edinmiş olanların hali.
Nakşibendi tarikatı Ebubekir efendimizin tavrını esas alan bir tarikat. O yüzden Bekri meslek deniliyor. Ayağı yeresağlam basan bir temkin hali.
Kâdiriyye’ ye bakarsak, hârikulâdelikler tarikatı denir. Menakıblarına bakın öyledir. Ama Nakşibendiyye’ ye bakın, yok, hiçbir şey yok. Herşey gizli. Zaten sıradan olmak önemli. Bir kimse bu yolda halini ne kadar belli ediyorsa o nakşibendi olma yolunda o kadar mübtedidir.
“Köhne libaslar altındaki padişahlar” işte böyle olmak önemlidir. Herşeyi açık olan kimseler çok çalışkan olarak görülmezler bu yolda. “Hikmet basitte gizlidir” (latin atasözü) Bu yolda çok fazla felsefi yorumlar yoktur, normal olmak var, tevil yok.
Bu yolda en önemli şey mürşide ittiba ve sünneti seniyye.
Çilede, uzlette, hizmette nakşibendi tarikatının içine öyle bir ustalıkla gizlenmiştirki hiçkimse farketmiyor.
“Ey seher kuşu sen aşkı pervaneden öğren
Canı oda tutuştuda sesi çıkmadı”
Buldum dediğiniz zaman bitmiştir.Kesinlikle bulmuş değilsiniz. Varış diye birşey söz konusu değil, sürekli yolda olmak var. Nereye varmış olduğunuz sizi hiç ilgilendirmiyor. Hangi makamda olduğunuz. O mürşidin işi. Seyr-ü süluk biyerde gider siz işinize devam edin. Anne karnında çocuğun büyümesi gibi.
“Hakikat, marifet, tarikat hepsi şeriatın yerine oturması için birer uşaktırlar.” ( İmam-ı rabbani)
Oyüzden ne makama ne keramete takılmalıdır.
Osmanlı vahdet-i vücut tasarrufu altında incelenecek bir medeniyettir.
(dağınık, zaman problemi nedeniyle toparlanmamış alındığı haliyle aktarılmış seminer notları faydalanmak isteyen olur diye)
mahcup

Bu kadar olur.. kuzeninin doğum günü ile kendisininkini karıştıran bir insanım ben artık. hayır başkasınınkini karıştırırsında kendininkini nasıl? neyse şu alttaki yazıyı dokuz haziranda yazmam gerekiyodu:)) erken oldu, infiallerimde yersiz olmuş oldu ama olsun. Nasrettin hoca hesabı testi kırılmadan tedbir almış olduk.
kendime gülüyorum sabahtan beri:))
napalım 10 günlük bir final dönemi içerisinde herkesin psiklojisinin yerle yeksan olduğu bi zamanda normaldir..geçenlerde usul sınavı olucaz. arkadaşlar tavuk göğsü yapmışlar. mutfağa girdim tavuk usulümü yaptınız diyorum. Allahım allahım.sağ çıkmayı ümid ediyorum.
Tırnağın varsa başını kaşı :/

Yunus bir güzel laf etmiş: “Her gün yeniden doğarız, bizden kim usanası.”
Biz her an yeniden doğmayı beceremiyoruz elbet. Onu bırakalım yaratılmış olan cânım cevherimizide kirletip duruyoruz. Temennim, belki birgün ibn’ül vakt olmayı becerebiliriz.
Bugün birazcık doğum günüm de ;))
Yine yine, hep benim çocukluğum

Bugün şöyle bi düşündümde ne zamandır annem bile aklıma gelmemiş. O benim önceden aklımdan çıkmazdı. o kadar anneci bir kızdım ben. şimdi annem her defasında sen bizi unuttun diyerek açıyor telefonu. Unutmadım ama öncelik sıram ikiye ayrıldı artık. Birine öncelik verince diğeri kalıyor. yoksa gitgide anlıyorum ana gibi yar yok gerçekten. çok arebesk oldu:)
şimdi bizim oralarda erik çağlaları, kayısı çağlaları v.s. iyice arzı endam etmişlerdir. hatta erikler oldu bile kaçırdık o tazecik hallerini.hiç aklıma gelmezdi memlekete gideyim de şöyle ağaçlara meyvelere doyuyum diye..
oo burda eriğin kilosu bilmem kaç olmuş. bedava yemek varken.geçenlerde bununla ilgili bi arkadaşım kompozisyon yazdı. konu erik. bitanesi depresyona giren birisine bak hayattta erik gibi güzel şeyler var dedi. herkes çok haklı. anlıyorum ki erik yalnız benim değil, herkesin hayatında çok büyük bir öneme haiz.
ben küçükken bizim lojmanın arkasında kocaman bi üzüm bağı vardı. Annem yaprak zamanı geldiğinde, yani hani sarma yapıyozya ondan işte onları toplar, heybesinin içine bağdaki ekşi erik ağacından bi kaçtane atardı. biz onları bulucaz derken aynı zamanda o yaprakları demetlerdik. benim çocukluğum gerçekten süper geçmiş. şehir hayatına iyice vakıf oldukça anlıyorum ki büyük bir nimetin içindeymişim. kocaman köy benimdi yaa. daha ne olsun. şimdi şu koca şehrin bir semtini satın alsan hiç bir değeri yok onun yanında.
yorgunluktan tabanlarıma basamıyorum bu sıralar. Bir aydır sızlamadıkları gün olmadı.üstüne bir de kız horonu öğrenmeye karar verdim. beş daka fırsat bulsam ona çalışıyorum. yalnız çok hoşuma gitti bu oyun bakalım ortaya nasıl bişey çıkacak.
İnsan hayatının bir döneminde yaptığı infiallerin acısını öyle veya böyle çekiyor.ben çekmek diyorum. belki daha güzel bişeydir. daha hayırlı bişeydir. Bilmiyorum.Ama gitgide insan kadar bişeyin aciz olmadığını daha iyi anlıyorum.ben anladıkça nefsim ayaklanıyor.
İşini iyi yapan insanlara karşı gıpta ile beraber çok imtina duyuyorum.Onlar ne kadar işlerinde titizlerse bende onların işlerinde sukoyuveremiyorum. gözünün içine bakarak sana bişe yanlatan insanı nasıl es geçemeyeceksen bu da öyle birşey.
tamam tamam yaz gelsin. ya da şöyle diyelim bana yaz gelsin tatil olsun çok daha neşeli canlı bişeylerle doldurcam burayı inşallah. bende sıkıldım bu kasvetli havadan…
Kafeste Birini Unutmuşlar..

.
Elimde küçük bir çanta, ama ağır, omuzumda yine onun gibi ağır bir sırt çantası.yokuş çıkıyorum. ve yutkunuyorum.nefesimi yokuş mu üzerimdeki yüklerin ağırlıkları mı kesiyor bilmiyorum. peki herkesten saklamaya çalıştığım ve sık sık yutkunarak içime akıttığıklarımın hiç payı yok mu? bir turist kafilesi gidecekleri yere doğru biniyorlar orta halli otobüslerine. Karışsam şunların içine diye geçmiyor değil aklımdan. ama bu da nankörlük olur sen bırak istikametin güzelini, git turis kafilesinin peşine takıl..
insan hayatını oluşturan şeylere ihanet etmememli… iyi ya da kötü onların hepsi hayatının birer parçası. kimse kimsenin hayatını yaşayamıyor kendine biçilenden başka.. o zaman payımıza ne düştüyse sahip çıkacağız.
Dedimya ayaklarım gittiği yöne tepkili.. “yok ya maddi yüklerin ağırldığı da neymiş” diyorum içimden.taşıyamassan taksi, olmadı ona benzer ne varsa çağırırsın olur biter. Sen asıl çağır bakalım bu manevi yükü taşıyacak olanı… hoş öyle birisi var ama biz ona ne kadar uyanığız ki o kendinden, bizde kendimizden onu haberdar edelim. ey görklü sultan keşke eşiğine kafamı koyup üstünden bütün ümmeti geçirecek ve bundan ufacık gocunmayacak bir hale sahip olsaydım..o zaman insanı yusuf gibi zindana da soksalar bilirdim ki dünyanın zindanları züleyhanın anahtarı.. işte züleyha da saray gibi evinde çekmemiş miydi onca sıkıntıyı…ister yusuf ol, ister züleyha, hepsinin yolu önce zindandan geçti sonra bulması gerekeni buldu.. bunu böyle kabul edemessek işimiz her daim yaş..bırak yokuş çıkmayı, yokuş aşağı inerken bile nefesimiz kesilir içimizi göle çeviririz vesselam.
ama ben yine de yoruldum..
neden mi?
elimdeki ve sırtımdaki çantadan tabi..başka şeyden mi bahsettim sanki Allah Allaaah…
geçerken uğradım
İnsanları birer kıta gibi düşünüyorum bazen. Grintileriyle, çıkıntılarıyla, koylarıyla, yarım adalarıyla, yaşam kıyıları olan birer kıta. fakat ne kadar kendine ait olsa da o kıyıdan yalnızca bir defa geçme hakkı var..
bi ezgi vardı..”nereye bu gidiş, nereye böyle” diye.
bilyomusun ben artık yazı yazamıyorum..
saçmalamak bile ne büyük nimetmiş ..
gelcem, olmadı böyle…
Edilgen
Bir kaç gündür bir haftalık ömrüm kalmış gibi hissediyordum.. şimdi 3 günlük ömrüm kalmış gibi.
niye mi?
çünkü tatiller insanın aylarca erteleyip yapmak istedikleri şeyleri yapmanın zamanıdır..zaman da ömür değil mi zaten, akıp gidiyor. hakkaten ya onun da bir ömrü var. ölüm meleği gibi.
tamam saçmalıyorum. neyse.
Fotoğraf ekliycektim ekleyemiyorum..şarkı koyacaktım koyamıyorum..bilgisayar beni çıldırttı.. gitmeden bütün tellerini koparıp gidicem..bana yar olmadı kimseye de olmasın…
Dünya şu bir oda da, sıcacık sobanın başında, bir dikiş makinesi tıkırtısında bir demlik cızırtısı huzurunda, bir anne bir baba, bazen kardeş, bazen bir dost kelamıyla akıp gitseydi.
İnsan zamanla herşeyi elde ediyor ama huzuru elde etmek şansına kalmış..
Artık sevdiğim bi çok şeyden, sevmediğim ama mecbur kaldığım şeyler yüzünden vazgeçiyorum..
öbür türlü olmadı belki bu türlü olur ha ne dersin?
ne mi olur?
“Kaybederek kazanmak..”
sen hep kaybettiğini sanırsın çünkü hiçbişey nefsinin istediği doğrultuda değildir..ama olması gereken de bu değildir zaten..o yüzden diyorum yani.ne kadar zor anlıyosun!
….
şu sağ sütunda gördüğün kitap varya okumuyorum onu yalan okuduğum..
“ben böyle mi olacaktım” şiirini okumak geliyor içimden..
şimdi film izliycem hiç bi ödevi takmıyomuş gibi yapıcam..iptal ettiğim bütün planlarımın acısını da unutucam..
püffff
